edebiyatgezegeni arşivi

Jason Pontin, biz 'afallamış çağdaşlar' adına soruyor...

4 Aralık 2008 Perşembe

* TASAVVUF (TEKKE) EDEBİYATI ..10.Sınıf Ders Notları..

* Ders notlarınızı defterinize aktarırken basılı kitapçık yerine edebiyatgezegeni'nden yararlandığınız ve bu yolla kağıt israfının önüne geçtiğiniz için teşekkürler... (Sİ)

TASAVVUF (TEKKE) EDEBİYATI

Dinî-Tasavvufî Türk edebiyatı İslâmiyet’in ve Tasavvufun etkisiyle ortaya çıkmıştır. İslâmiyet'in kökleşip yayılmasında büyük etkisi olan tasavvuf, zamanla edebî eserlerde de işlenmiş, din ve tasavvuf, edebiyat aracılığıyla yayılmaya çalışılmıştır.

Dinî -Tasavvufî Türk edebiyatına Tekke edebiyatı da denir. Dinî -Tasavvufî Türk edebiyatında asıl olan sanat yapmak değil, dinî-tasavvufi düşünceyi yaymaktır. Tekke şairlerinin çoğu tarikatlarda yetişmiş şeyh ve dervişlerdir. Tekke şiiri, halk şiirinden de divan şiirinden de nazım şekilleri almıştır.

12’nci yüzyılda Ahmed Yesevi ile başlayan bu türün Anadolu’da bu alandaki ilk ve en büyük şairi Yunus Emre’dir.

Tekke edebiyatı şairleri, yalın bir dille, hece ölçüsüyle ya da aruzun heceye yakın yalın kalıplarıyla şiirler yazdılar. Tekke şiirinin genel adı, özel bestelerle okunan ve tarikatlara göre değişik isimlerle anılan ilahilerdi. Nazım birimi dörtlüktü. Ama gazel biçimde yazılmış ilahiler de vardır.

En belirgin özellikleri şunlardır:
*Kurucusu 12. yüzyılda Doğu Türkistan'da yetişen Hoca Ahmet Yesevi'dir.
*Tekke Edebiyatı, Anadolu'da 13. y.y.'dan itibaren gelişmiştir.
*Bu edebiyat şairleri tarikat merkezi olan tekkelerde yetişmiştir.
*Nazım birimi genellikle dörtlüktür.
*Hem aruz hem hece vezni kullanılmıştır.
*Şiirlerin çoğu ezgilidir.
*Allah, insan, felsefe, doğruluk, ibadet gibi konular işlenmiştir.
*İlahi, nefes, nutuk, devriye, sathiye, deme gibi nazım şekilleri kullanılmıştır.
*Dili Âşık Edebiyatı'na göre ağır, Divan Edebiyatı'na göre sadedir.
*Âşık, maşuk, şarap, saki gibi mazmunlara yer verilmiştir.


Yüzyıllara göre bu edebiyatın en önemli temsilcileri şunlardır:
12.yy.: Hoca Ahmet Yesevi
13.yy.:Yunus Emre, Hacı Bektaş-ı Veli
14.yy.:Kaygusuz Abdal
15.yy.: Hacı Bayram-ı Veli, Eşrefoğlu Rumi
16.yy.: Pir Sultan Abdal
17.yy.: Niyaz-ı Mısrî, Sinân-ı Ümmî, Hüdâi
18.yy.: Sezai
19.yy.: Kuddusi, Turâbi

Bu özelliklerin dışında kalan; eserlerini aruz ölçüsüyle ve Divan Edebiyatı diliyle, hatta tamamıyla Arapça-Farsça yazan tasavvufçular da vardır. Örneğin Mevlana Anadolu’da yetişen ilk ve en büyük Türk mutasavvıf olduğu halde eserlerini Farsça yazmıştır.

TASAVVUF EDEBİYATI NAZIM TÜRLERİ

1) İLAHİ:

Allah’ı övmek, O’na dua etmek ve en büyük aşkın Allah aşkı olduğunu belirtmek amacıyla yazılmış makamla okunan, Allah sevgisiyle insan sevgisini bütünleştiren dini tasavvufi halk edebiyatı nazım şeklidir.

Arapça kökenli bir kelimedir. Bir başka kullanımı da şaşma ve sitem bildiren ünlemdir.
İlahiler çok eski zamanlardan bu yana dinlerin ve inançların önemli bir parçasını oluşturmuştur. Her dinin ilahilere farklı bir bakışı vardır. Her dinin farklı ilahileri vardır. İlahiler bir dinin kutsal metinlerinin bir parçasını oluşturup, kutsi bir mahiyete sahip olabilir veya sadece o dinin inandığı Tanrı veya tanrısal mefhumları övmek için inananlar tarafından yazılmış, kutsiyeti bulunmayan metinler de olabilirler. İlahiler çoğu dinde din eğitiminin önemli bir parçasıdır. Bazı dinlerde ve inanışlarda ilahi söylemek bir tür ibadettir. Fakat, ilahi söylemek çoğu inanışta belirli ibadetlerin sadece bir parçasını oluşturur.

İlahiler özel bir beste hece vezninin 7’li, 8’li ve 11’li kalıbıyla söylenirler. Dörtlüklerden oluşur. Dörtlük sayısı 3 ila 7 arasında değişir. Genelde şiirin içinde şairin mahlası geçer.
İlahiler tarikatlere göre değişik isimler alır. Mevlevilerde ayin, Bektaşilerde nefes, Alevilerde deme(deyiş), diğer tarikatlerde de cumhur ve ilahi adını alır.
İlahi nazım şeklinin öncüsü YUNUS EMRE’dir.

Yunus Emre, şiirlerini halkın anlayabileceği sade bir halk diliyle yazmıştır. 11′li hece ölçüsünü kullanmıştır. Halkın içinden biri olduğu için halk tarafından çok sevilmiştir:

Aşkın aldı benden beni
Bana seni gerek seni
Ben yanarım dün ü günü
Bana seni gerek seni
Yunus Emre


2) NEFES:

Dini temellere bağlı tasavvuf edebiyatı nazım şekillerinden ilahilerin Alevi-Bekteşi aşıklarınca yazılanlarına denir.

Konusu genellikle tasavvuftaki vahdet-i vücud, Alevi-Bektaşi ilkeleri, tarikat kurallarıyla ilgilidir. Bunun yanında Hz. Muhammed ve Hz. Ali için övgüler de söylenir. Dörtlükler halinde hece ölçüsünün 7, 8, 11’li kalıpları ile ya da az da olsa aruzla yazılanlara rastlanmaktadır. Dörtlük sayısı 3-7 arasında değişir. Fazla da olabilir.

Nefeslerde, kalenderâne ve alaycı bir üslup dikkati çeker. Ayrıca, duygu ve düşünceleri nükteli bir şekilde ve zarafet ölçüleri içinde söylemek nefesin en belirgin özelliğidir. Edebiyatımızda Pir Sultan Abdal nefesleriyle ünlüdür.

Hak yoluna gidenlerin
Âsâ olsam ellerine
Er pîr vasfın edenlerin
Kurban olsam dillerine.
Seyrânî


3) DEME:

Alevi şairlerin kendi düşüncelerini, tarikatlarını ve hareketleriyle ilgili temaları işleyen, sorunlarını konu edinen şiirlerdir.

Bu şiirler Alevî tekkelerinde, tören sırasında saz eşliğinde kendine özgü bir makamla söylenir. Genellikle Hecenin 8’li ölçüsü kullanılır. 3 veya 5 dörtlükten oluşabilir.

Güzel âşık cevrimizi
Çekemezsin demedim mi
Bu bir rıza lokmasıdır
Yiyemezsin demedim mi
Pir Sultan Abdal


San tanburadır adım
Göklere ağar feryadım
Pir Sultan’ımdır üstadım
Ben anınçün inilerim
Pir Sultan Abdal

4) DEVRİYE:

Devir kuramını anlatan şiirlere denir; bu kurama göre evrendeki canlı cansız her şey Allah'tan gelmiştir, yine Allah'a dönecektir.

Devir kuramı Muhammed’in “Ben nebî iken Âdem su ile çamur arasındaydı.” hadisi ile ilgilidir. Mutasavvıflara göre vücut halindeki Muhammed, yeryüzüne sonradan gelmiştir. Halbuki ruh halindeki Muhammed ezelden beri vardı.

Bu kuramı başka bir deyişiyle ifade etmek gerekirse; vakti gelen ruh maddi aleme iner. Önce cemâdata (cansız varlıklara) sonra nebata (bitkilere), hayvana, insana en sonra da İnsan-ı Kamil’e geçer. Oradan da Allah’a döner ve onunla birleşir. Bu inişe nüzul, tekrar Allah’a dönüşe de huruc denir. İşte devriyeler bu iniş-çıkışı anlatır.

Lâ mekân ilinde bir nokta iken
İsmi var, cismi yok yerden gelirim
Daha hiçbir nesne yaratılmadan
Kandilin içinde Nûr’dan gelirim.

Dört nesneden yoğrulup da yapıldım
Şekillendim, fırınlara atıldım
Mevla’m ruh verince ayağa kalktım
Adem denen bir beşer’den gelirim.

Dokuz ay on gün batn-ı mâderde
Kudretten gözüme çekildi perde
Vaktim tamam olup ahir yerde
Çıkıp ten donundan cihana geldim
Hüsni

5) ŞATHİYE:

Dini ve tasavvufi halk şiirinde mizahi manzumelere genel olarak şathiye adı verilir.

Bu şiirler tasavvufi inançları dile getiren, anlaşılması yorumlanmasına bağlı şiirlerdir. Tasavvufi konuları işleyenleri şathiyat-ı sûfiyâne adını alırlar. Şathiyelerde Allah’ın celâl sıfatının değil, cemâl sıfatının ön plana çıkarıldığı görülür.

Bu tür şiirlere genellikle Bektaşi-Alevi şairlerinde rastlanır. Allah ile şakalaşırcasına konuşulan bu şiirler, onunla ve inançlarla alay eder tarzda olduğunu için küfür sayılmıştır. Ama şathiyeler asla küfür değildir. Şathiyeler biçimce komik ve alaylı olabilir ancak şathiyede aranan şiirin arkasındaki düşüncedir. Görünüşte saçma ve dini esaslara aykırı sanılan bu şiirlerin içinde ince ve derin anlamlar, yorumlandığında tasavvufla ilgili değişik konular barındırdığı görülür.

Bu türün en tanınmış şairi Kaygusuz Abdal’dır.


Çıktım erik dalına
Anda yedim üzümü
Bostan ıssı kakıyıp
Der ne yersin kozumu
Kerpiç koydum kazana
Poyraz ile kaynattım
Nedir diye sorana
Bandım verdim özünü
Yunus Emre
..

Yeri göğü ins ü cinni yarattın
Sen ey mimarbaşı eyvancı mısın
Ayı günü çarhı burcu var ettin
Ey mekân sahibi rahşancı mısın

Denizleri yarattın sen kapaksız
Suları yürüttün elsiz ayaksız
Yerleri temelsiz göğü dayaksız
Durdurursun acep iskâncı mısın

Kullanırsın kanatsızca rüzgârı
Kürekle mi yaptın sen bu dağları
Ne yapıp da öldürürsün sağları
Can verip alırsın sen cancı mısın

Sekiz cennet yaptın sen Âdem için
Adın büyük bağışla onun suçun
Âdemi cennetten çıkardın niçin
Buğday nene lâzım harmancı mısın
Azmi

6) NUTUK:

Nutuk, pirlerin ve mürşitlerin, tarikata yeni giren dervişlere öğüt vermek, çeşitli konularda bilgilendirmek ve tarikat derecelerini ve tarikat adabını öğretmek için söyledikleri şiirlerdir.

Türün en önemli temsilcisi Kaygusuz Abdâl’dır.

Evvel tevhid sürer mürşid dilinden
Erişir canına fazl-ı Hüdâ’nın
Kurtulursam emâretin elinden
Erişir canına fazl-ı Hüdâ’nın
Kaygusuz Abdâl
...
Araştırma desteği için Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmeni
Sayın Dilek Ünveren'e teşekkürler...

.

Hiç yorum yok: